Dünya pandemik bir olay karşısında tam bir acziyet içerisindeyken karşılıyoruz Newrozu. Geriye dönüp baktığımızda bugünkü acziyetin son çeyrek yüzyılın tamamına yayılmış olduğu ve dolayısıyla Newrozların hep bir vaveylayla, hep çığlık çığlık geldiği hakikatıyla karşılaşırız. Bu durum neo-liberalizmle krizini aşamayan yeni ve bir üst aşamaya geçemeyen ve geçemeyecek olan hakim toplumsal sistemin doğurduğu kaçınılmaz sonuçlardır.

Kapitalist emperyalizm bütün eskimiş ve çürümüşlüğüyle yoksulluk ve serveti, sefalet ve sefahati uçlarda biriktirerek varlığını sürdüren bir toplumsal sistemdir. Tepeden tırnağa kan lekeleriyle doğan bu sistem, dünya halkları eliyle tarihin çöplüğüne henüz atılmadığı için ezilenleri ve doğayı daha büyük ölçeklerde sömürerek, talan edip yıkıma uğratarak ayakta durmaya devam ediyor. Yıkılmaya yazgılı bu sermaye düzeni dişlerine kadar silahlanarak ordulara, polislere, hapishanelere ve propaganda araçlarına daha çok tutunarak can çekişen ömrünü uzatma çabasındadır. Bu durum emperyalistler ve onun dayanakları olan komprador-bürokrat kapitalist ve feodalleri modern köle sahipleri, egemenlik araçlarını köleci devletler, başta işçi sınıfı olmak üzere milyarlarca emekçiyi modern köleler haline getirmiştir.

Kapitalist emperyalizm zincirinin halkaları birer Asur devleti, Trumplar, Erdoğanlar, Kılıçdaroğlu ve Bahçeliler, Merkel ve  Şi Cinpingler sömürücü sınıfların kişileştiği Dehaklardır. Bu sömürücü zorba sistemin ömrü uzasın diye gerçekleştirdiği topyekün saldırılarla ortaya çıkardığı yoksulllaşmaya, güvencesizlik ve işsizliğe, doğanın, insanın ve diğer canlıların yağma ve tahribatına karşı bir başkaldırı, itiraz ruhu biçimleniyor. Bugün rastladığımız dünyanın birçok kentindeki devleşen öfkeler, isyan patlamaları işin nereye varacağına dair sinyallerdir. Yani işçi sınıfı başta olmak üzere emekçi kadınlar, ezilen inanç toplulukları bu işin daha “le le” si var, demek istiyor.

İnsan zamanlı kısa tarihin bu uğrağı emperyalist sermayenin çoklu krizi ve halkların değişik biçim ve araçlarla sürdürdüğü, süreklilik arz eden direniş ve isyanlarla karakterizedir. Bu çürümüş, köhne düzen yaşanan isyan dalgasıyla yıkılmasa bile isyanın öznesi olan halk sınıf ve tabakaları daha ileri bir bilinç edinmiş, kendi Kawa’larını yaratmış ve en ileri en gelişmiş örgüt biçimini yani kendi politik örgütlenmesini, işçi sınıfı partilerini kurmuş, kurulu olanı geliştirmiş olarak bu süreci devam ettirecek, politik iktidar için mücadeleyi körükleyecektir.

Bütün dünyada yönetenler eskisi gibi yönetemiyor ve yönetilenler eskisi gibi yönetilmek istemiyor artık. İran’da faşist mollaların devletine karşı iş-aş ve demokratikleşme için; Lübnan’da gelir adaletsizliği ve vergiler için; Haiti, Ekvator ve Endonezya’da geçim ve gelecek için sokakları terk etmeyen kitlelerin eylemleri eskisi gibi yönetilmek istemediklerinin ifadesidir. Macaristan’da kölelik yasasına karşı ayakta olan işçilerin, Buteflika ve El Beşir’i deviren halkın anlattığı da eskisi gibi yönetilmek istememelerine dairdir. Şili’de enerji şirketini ateşe verip, bankaları hedefleyerek “neo-liberalizmi doğduğu topraklarda bitireceğiz” sloganıyla yürüyenler de en dolaysız biçimde aynı mesajı veriyor. Şili ordusu ve polisiyle çatışan “tecavüzcü sensin” diyerek devleti işaretleyen, dansı isyanda araçsallaştıran Şilili kadınların “Las Tesis”i de aynı mesaj yüklüdür.

Devrimci durum dünya çapında olduğu gibi Türkiye’de de yükselme eğilimi içerisindedir. Bu ne T. Kürdistanı’nda kentlerin, ilçe ve köylerin yerle bir edilmesiyle, ne ölülerimizin sokaklarda ya da buzdolaplarında kalmasıyla, ne bodrumlarda kuşatma altında tutulmamız ve yakılmamızla; binlercemizin zindanlara atılması, 3. Havalimanı direnişinde olduğu gibi askerli-polisli baskı ve gözaltılarla yok edilmemiş, durdurulamamıştır. Mehmet Tunç hevalin umut ve beklentisini; Komutan Çiyager’in inisiyatifini; Gül’ün, Hasret’in, Yetiş, Mustafa ve diğer tüm ölümsüzlerimizin cüret ve cesaretini istenilen düzeyde henüz gerçekleştirememiş olsak da çeşitli milliyet ve inançlardan emekçi Türkiye halkının kurtuluş davasını büyütmeye, savaşını yükseltmeye devam ediyoruz. Türk komprador burjuvazi ve toprak ağalarının faşist devleti asker ve polislerinin yanına on binlerce bekçiyi de koyarak, envanterine sürekli yeni ve gelişmiş silahlar ekleyerek ezilen ulus ve milliyetlerin, ezilen inanç gruplarının, ezilen cinsin ve işçi sınıfı başta olmak üzere ezilen halkın kurtuluş mücadelesini durduramaz. Tarihi yapan kitlelerdir ve tarihin devindirici gücü sınıf mücadelesidir. Kitlelerin örgütlü gücü önünde durulamayacağını faşist Türk hakim sınıfları da tıpkı efendileri emperyalistler gibi gayet iyi biliyor. Kitlelerin güç ve enerjileri yapıcı bir yıkıcılığa dönüşmesin diye faşist parlamentoya ve faşist burjuva-feodal partilere yedeklemeye çalışıyor; alternatifi kendi içlerinde üretmek istiyorlar. Faşist AKP-MHP ittifakıyla daha fazla gidilemeyeceği açığa çıkınca faşist CHP, Davutoğlu ve Babacanlar parlatılmaktadır.

Newroz, dağlarda yanan ateşlerle yeni günü muştulayandı ama Newroz esasında bir kopuştu. T. Kürdistanı’nı ilhak edip Özgürce Ayrılma Hakkını gasp etmiş sınıf ve devletle, Irak ve Suriye Kürdistanı’nda işgaller gerçekleştiren, Kürt ulusunun kazanımlarına tahammül göstermeyen sınıf ve devlet aynıdır. Libya’dan, Irak Kürdistanı ve Suriye Kürdistanı’ndan gelen tabutlar Türk ulusundan emekçi halkımızın düştüğü sefalet ve yaşadığı baskının belgesidir. Bir ulusu ezen ulus özgür olamaz! Bütün ulus, inanç ve cinsiyetten emekçi Türkiye halkımız iyi bilsin ki Faşist Türk hakim sınıfları ve onların faşist parti ve devletleri varlığını sürdürdükçe yokluk, yoksulluk, işsizlik ve geleceksizlik yakamızdan düşmeyecektir. Her mahalle ve meydanda Newroz ateşlerini yakalım, zulmü rüzgarla savurmak için Partimiz saflarında örgütlenip mücadeleye atılalım.

Bijî Newroz!

Newroz Piroz Be!

Kahrolsun Patron Ağa Devleti!

Yaşasın Kürt Ulusunun Özgürce Ayrılma Hakkı!

Yaşasın Yeni Demokratik Halk Devrimi!

MART 2020

TKP/ML MK-SB